Fuzûlî'nin Beyitleri İle Aşk...

-4-




Fuzuli’ye göre sevgiliye duyduğu aşktan dolayı halkın onu ayıplaması ve ayıplamaya katlanmak gene aşıklığın doğal bir sonucu sayılmalıdır. (Mengi, Mine,1995:150)

Fuzuli çoğu zaman çektiği aşk acısından dolayı herkese rezil olduğunu, halkın onu dışladığını ayıpladığını düşünür.

Cümle-i halk bana yar için ağyar oldu
Kalmadı kimse bana yar Hüda’dan gayrı


(Halkın hepsi bana sevgiliye duyduğum aşktan dolayı yabancı oldu. Bana Allah’tan başka yakın hiç kimse kalmadı.)

Fuzuli rind-i şeydadır, hemişe halka rüsvadır
Sorun kim bu ne sevdadır bu sevdadan usanmaz mı


(Fuzuli çılgın bir aşıktır, bunun için halka her zaman rezil olmuştur. Sorun ki bu nasıl bir sevdadır, Fuzuli bu sevdadan usanmaz mı?)





Şair, halka rezil olmanın, dışlanmanın, ayıplanmanın dışında bir sürü eziyete katlanmakta ve ciğeri parça parça olana dek acı çekmektedir. Çektiği aşk acısı onu perişan etmektedir. Zira sevgilinin gözleri, kirpikleri, boyu posu, endamı onun ahının yürekleri parçalamasına sebep olmaktadır. Şair çektiği bu acı ile herkesin dilindedir. Zira şair sitemin taşı ile başı yarılmış bedeni kırılmış bir kişidir ve onu bir arayan olsa izini bu özelliklerden bulur.

Sitemin taşıyla başı yarık bedeni şikeste Fuzuli’yim
Bu işaret ile bulur beni soran olsa nam-ı nişanımı



Fuzuli sevdiğinin fiziksel özelliklerini en mükemmel şekilde anlatmakla beraber, sevgilinin insafı bu iltifatlardan nasibini her zaman alamaz. Çünkü sevgili her zaman naz etmektedir, şaire acı çektirmekten zevk almaktadır. Bu nedenle şair sevgiliyi insafsız, taş kalpli olmakla suçlar.

Şerbet-i lal’in ki derler çeşme-i hayvan ona
Ol verir can dem bedem uşşaka vü ben can ona

Ey Fuzuli ol sanem efganına rahm eylemez
Taşa benzer gönlü te’sir eylemez efgan ona


Gazelin matlasında (ilk beyitinde) şair sevdiğinin dudaklarını şerbete benzetiyor ve bu dudakların bir canlılık dirilik çeşmesi olduğunu söylüyor. Öyle ki bu çeşme aşıklara canlılık hayat veriyor, o başkalarına hayat verirken şair de canını hayatını ona veriyor. Ancak gazelin makta beyitinde (son beyitinde) sevgilinin buna karşılık vermediğini, bu nedenle de şairin onu taş kalplilikle suçladığını görüyoruz. O put kadar güzel (aynı zamanda tepkisizliği yönüyle de puta benzetmiş olabilir) sevgili feryadlarına acımaz, figanları onu etkilemez, çünkü sevgilinin gönlü taşa benzer.




Şair Farsça divan mukaddimesinde şunları söyler: “Bir gün bir mekteb sahasından geçiyordum, yolum oraya düşmüştü. Peri yüzlü bir Fars (İranlı) gördüm. Öyle uzun boylu bir selviydi ki güzel yürüyüşü, o yürüyüşe dalıp şaşıran elif’i hareketten alıkoymuş, mushaf yüzünü mütalaa şevki, sad’ın görmez gözünü görüşün ta kendisi etmişti” O güzel, şairin şiirlerinden birkaç beyit okumasını ister, şair, Arapça ve Türkçe şiirlerinden birkaç beyit okur. Güzel; “Ben bunları anlamam. Bu dil benim değil ki. Bana Farsça ve ciğerler yakan gazeller gerek” der. Bunun üzerine Fuzuli, birkaç gece içinde Farsça gazellerden bir divan meydana getirir. (Gölpınarlı,Abdülbaki1985:15)

Tabii bunlar şairin hayal gücünün eseri. Zira bunu şair de kabul ediyor ve ekliyor;

“Ve ennehum yekulüne ma la yef’alün.”

(Hiç şüphe yok ki şairler, yapmadıkları şeyleri söylerler)






Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !